Madde 30 — İşbirliğine gelen firmaların durumu ve hesaplamalar
MADDE 30 – (1) Hindistan’da yerleşik işbirliğine gelen SRF firmasının yanıtı incelendiğinde bu firmanın PET film üreten tesislerinden birisinin Indore Özel Ekonomik Bölgesi’nde kurulu olduğu ve bu kapsamda belirli programlardan yararlandığı tespit edilmiştir. Firmanın sermaye malı ithalatında gümrük vergisi avantajlarından yararlandığı, üretimde kullandığı hammaddeleri gümrüksüz olarak tedarik edebildiği, iç piyasadan tedarik ettiği hammaddeler ile hizmetler için ise merkezi satış vergileri ile hizmet vergilerinden muaf tutulduğu belirlenmiştir.
(2) SRF firmasının Türkiye’deki temsilcisi tarafından bahse konu programla ilgili olarak Hindistan Hükümeti tarafından Anlaşmanın 25 inci maddesi çerçevesinde Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) yapılan bildirimler gerekçe gösterilerek ÖEB programının sübvansiyon olarak değerlendirilemeyeceği iddia edilmiştir. Bununla beraber, soruşturma devam ederken bu konuda uyarılmış olmasına rağmen Hindistan Hükümeti tarafından yapıldığı öne sürülen bildirimlere ilişkin olarak mezkûr temsilci tarafından herhangi bir tevsik edici evrak sunulmamıştır.
(3) Anlaşmanın 25 inci maddesinin 2 nci fıkrası çerçevesinde DTÖ Üyeleri, Anlaşmanın 2 nci maddesi kapsamında özgül olan ve yine Anlaşmanın 1 inci maddesinde tanımlandığı şekilde bir sübvansiyon olarak kabul edilen uygulamalarına ilişkin bildirim yapma yükümlülüğü altındadırlar. Bununla beraber bahse konu bildirimin bir sübvansiyonun önlem alınabilirliğini ortadan kaldıracağına ilişkin bir ifadeye Anlaşmada yer verilmemiştir. Buna ilave olarak, söz konusu itiraz öne sürülürken sübvansiyon bildirimlerinin hukuki niteliğine ilişkin Anlaşmanın 25 inci maddesinin 7 nci fıkrası hükmünün göz ardı edildiği düşünülmektedir. Dolayısıyla, hukuki mesnetten yoksun olan bu iddia dikkate alınmamıştır.
(4) SRF firmasının Türkiye’deki temsilcisi tarafından ayrıca, Türkiye’deki serbest bölgeler mevzuat ve uygulamalarına atıf yapılarak benzer programların Türkiye’de de uygulandığı öne sürülmüş, yerli üretim dalının da benzer avantajlardan yararlandığı iddia edilerek yerli üretim dalında bir zarardan bahsedilemeyeceği savunulmuştur.
(5) Soruşturma kapsamında İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Mevzuat ile Anlaşmanın ilgili hükümlerine uygun olarak sadece Hindistan Hükümeti tarafından yürütülen sübvansiyon programları ile bu programların yerli üretim dalı üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu bağlamda, bu programa ilişkin olarak sübvansiyonun varlığı sabit olup, bu programın da dahil olduğu sübvansiyon uygulamaları nedeniyle yerli üretim dalında oluşan zarar ayrıca değerlendirilmiştir. Dolayısıyla öne sürülen bu iddialar soruşturma kapsamındaki değerlendirmelerle ilgili bulunmadığından dikkate alınmamıştır.
(6) Adı geçen firmanın gerek Türkiye’deki gerekse Hindistan’daki temsilcileri tarafından nihai bildirim öncesinde ve sonrasında dile getirilen bir diğer husus da firmanın yurt içine gerçekleştirdiği satışlarda nihai ürün üzerinden gümrük vergisi ve diğer vergileri ödemekle yükümlü olduğu, dolayısıyla ÖEB’de kurulmuş olmaktan dolayı bir fayda elde etmediği yönünde olmuştur. Bahse konu temsilciler Anlaşma kapsamında önlem alınabilir bir sübvansiyondan söz edilebilmesi için sübvansiyonla birlikte faydanın da doğmuş olması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Yukarıda da ifade edildiği gibi, girdilerin ithalat yoluyla veya yurt içinden tedariki ile ilgili olarak gerekenden fazla bir vergi iadesinin söz konusu olamayacağı tespit edilmiş, bu nedenle de girdi tedarikine ilişkin düzenlemenin sübvansiyon olduğuna dair bir değerlendirme yapılmamıştır. Bununla beraber, iç piyasadan tedarik edilen hizmetler ile iç piyasadan veya ithalat yoluyla tedarik edilen sermaye malları ile ilgili olarak faydanın doğmadığı iddiası yerinde görülmemiştir. ÖEB’lerde kurulu bulunan firmalara sağlanan imkanlar sadece ihracat yapma şartına bağlanmıştır. Hindistan Hükümeti iç piyasaya yapılan satışlarla ilgili olarak getirdiği ek mükellefiyetlerle de işletmenin kuruluş amacına sadık kalmasını temin etmeye çalışmaktadır. Firmanın önünde iç piyasaya satış yapmama seçeneği bulunmaktadır ve ihracat yanında iç piyasaya da satış yapmak isteyen firma için bir maliyetin doğması firma tarafından kazanılan faydanın programdan yararlanılması sonucunda ortadan kalktığını göstermemektedir. Söz konusu programın bir ihracat sübvansiyonu olduğu değerlendirmesi göz önüne alındığında doğan faydanın tespitinde de sadece ihracat işlemlerinin dikkate alınması olağandır. Bu tespitler ışığında firma temsilcileri tarafından dile getirilen ve faydanın doğmaması nedeniyle sübvansiyonun önlem alınabilir nitelikte olmadığı iddiasını içeren görüşler kabul edilebilir bulunmamıştır.
(7) SRF firmasının Türkiye’deki temsilcisi nihai bildirim sonrasında, faydanın tespitinde sadece ihracat işlemlerinin kullanılmasına itiraz etmiş bu uygulamanın Yönetmeliğin 15(a) maddesine aykırılık teşkil ettiğini iddia etmiştir. Bahse konu madde hükmü önlem alınabilir sübvansiyon miktarının hesaplanmasında sübvansiyondan yararlanabilmek için ödenen başvuru harcı ve diğer masraflar ile ihraç vergileri ve malın Türkiye’ye ihracatında sübvansiyonu azaltmak amacıyla alınan tüm mali yükümlülüklerin toplam sübvansiyon miktarından indirilebileceğine amirdir. Bununla beraber, indirim talebinde bulunan ilgili tarafın talebin haklılığını kanıtlaması gerekmektedir.
(8) Programa ilişkin değerlendirmelerden de görülebileceği gibi ÖEB’lerde kurulu işletmelerin yurt içine gerçekleştirdikleri satışlarda nihai ürün üzerinden gümrük vergisi ve diğer vergileri ödemekle yükümlü olmaları sübvansiyondan yararlanmanın ön şartı değildir. Ödenen bu vergiler başvuru harcı ve benzeri masraflar olarak kabul edilemeyeceği gibi Türkiye’ye ihracatta sübvansiyonu azaltmak maksadıyla da tahsil edilmemektedir. Tam aksine bu uygulama, ÖEB’lerde yerleşik firmaların yurt içinden ziyade yurt dışına satış yapmaları için geliştirilmiş zorlayıcı bir tedbir niteliğindedir. Nitekim ÖEB’lerin kuruluş ve işletme amacı da yurt içine mal tedarikinin sağlanması değil, yurt dışına gerçekleştirilen satışlarda firmalara maliyet avantajı yaratılmasıdır. Dolayısıyla öne sürülen itiraz uygun görülmemiştir.
(9) SRF firmasının Türkiye’deki temsilcisi tarafından nihai bildirim sonrasında Anlaşmanın 1.1(a)(1) (ii) bendinde yer alan 1 nolu dipnota atıfta bulunularak ÖEB programı kapsamında Hindistan Hükümeti tarafından verilen desteklerin sübvansiyon olarak kabul edilemeyeceği de iddia edilmiştir. Firmanın Hindistan’da yerleşik temsilcisi de muafiyet sağlanan hizmet vergilerinin özel tüketim vergileri gibi kabul edilmesi gerektiğini öne sürerek buna ilişkin hesaplama yapılmamasını talep etmiştir.
(10) Anlaşmanın II Nolu Eki’nin 61 nolu dipnotuna göre makul bir vergi iadesi sistemi çerçevesinde vergisiz olarak kullanılabilecek girdilerin nihai ürünün üretim sürecinde fiziksel olarak yer alan girdiler olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla sermaye mallarının gümrüksüz olarak tedariki ile hizmet vergileri ödenmeden yurt içinden tedarik edilen hizmetlerin bu kapsamda değerlendirmesi uygun görülmemiştir. Hizmet vergilerinin özel tüketim vergisi olarak kabul edilmesi gerektiği yönündeki daha önce öne sürülmeyen iddia ise soruşturmanın bu aşamasında doğrulanabilir bulunmadığından kabul edilmemiştir.
(11) Sermaye mallarının gümrüksüz olarak tedarikiyle ilgili olarak hesaplama yapılırken “Sermaye Malları İthalatı Teşvik Programı” kapsamında kullanılan yönteme sadık kalınmıştır. Bu bağlamda soruşturma dönemi öncesinde sermaye mallarının ithalatından ve yurt içi tedarikinden kaynaklanan fayda soruşturma dönemine de dağıtılmıştır. Amortisman süresi olarak ise firmanın beyan ettiği 19 yıllık süre kullanılmıştır. Hesaplamada kesrin paydası olarak soruşturma konusu ürünün toplam ihracat tutarı göz önüne alınmıştır.
(12) Yurt içinden hizmet vergileri olmadan tedarik edilen hizmetlerle ilgili olarak ödenmeyen vergiler toplamının faydayı oluşturduğu kabul edilmiş, kesrin paydasına ise soruşturma konusu ürünün toplam ihracat tutarı konulmuştur.
(13) Hammadde ve diğer girdilerin ithalatında ve yurt içinden tedarikinde elde edilen vergi muafiyetleri ile ilgili olarak, bu muafiyetler önlem alınabilir nitelikte kabul edilmediğinden bir hesaplama yapılmamıştır.
(14) SRF firması kendisine gönderilen soru formlarına verdiği yanıtlarda, ÖEB’de kurulu bulunan işletmesi ile ilgili olarak ihracat gelirlerinden kaynaklanan gelir vergisinden muaf tutulmadığını beyan etmiştir. Firmanın soruşturma dönemi öncesindeki faaliyet raporları incelendiğinde de soruşturma dönemi öncesinde firmanın kar etmediği bu nedenle gelir vergisine tabi olmadığı tespit edilmiştir. Bununla beraber, yerinde doğrulama soruşturması sırasında yapılan incelemelerde soruşturma döneminin büyük kısmını kapsayan 2007 –08 mali yılında firmanın gelir beyan ettiği, ihracattan kaynaklanan gelirleri için ise %100 oranında gelir vergisi muafiyeti talebinde bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, ihracat gelirlerinin ne kadarının soruşturma döneminden kaynaklandığı tespit edilmiş, buna göre soruşturma döneminde doğması gereken gelir vergisi matrahı hesaplanarak elde edilen vergi avantajı tespit edilmiştir. Sübvansiyonun hesaplanması aşamasında ise kesrin paydasına toplam ihracat satışları konulmuştur.
(15) SRF firmasının gerek Türkiye’deki gerekse Hindistan’daki temsilcileri tarafından ihracat gelirlerinden kaynaklanan gelir vergisi muafiyetinin henüz talep aşamasında olduğu, gelir vergisi matrahının henüz beyan aşamasında bulunması nedeniyle ihracat gelirlerinden kaynaklanan gelir vergisi muafiyetinin de kesinleşmediği iddia edilerek buna ilişkin bir hesaplama yapılmaması talep edilmiştir. Firmanın Türkiye’deki temsilcisi Anlaşmanın 1.1(a)(1)(ii) maddesine atıfta bulunarak vergi beyannamesinin onaylanmamış olması nedeniyle “hükümet gelirlerinden vazgeçilmesi veya tahsil edilmemesi” durumunun gerçekleşmiş olduğundan bahsedilemeyeceğini öne sürmüştür.
(16) Yukarıda da ifade edildiği üzere 2005 tarihli Özel Ekonomik Bölgeler Kanununun 6 ncı bölümünde yer alan 26 ncı madde hükmü çerçevesinde ÖEB’de kurulu bulunan işletmelerin ihracattan kaynaklanan gelirleri ile ilgili olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun 10AA Bölümü çerçevesinde faaliyete başladıkları ilk beş yıl için %100, ikinci beş yıl için ise %50 oranında gelir vergisi muafiyeti sağlanmaktadır. İlgili kanun hükmü hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak açıklıktadır. SRF firması faaliyete geçmesinden soruşturma dönemi olan 2007 yılına kadar kar beyan etmediği için bu muafiyetten yararlanamamıştır. Buna karşılık 2007 yılında firma karlılık göstermiş, ihracattan kaynaklanan gelirlerin vergi muafiyetinden yararlanabilmesi için de vergi beyannamesi verilerek vergi otoritelerine başvuru yapılmıştır.
(17) Yapılan incelemeler neticesinde ihracattan kaynaklanan gelirin sabit olduğu ve ilgili kanun hükmü çerçevesinde de bu gelirlerin gelir vergisinden muaf tutulacağının yasal olarak güvence altında bulunduğu anlaşılmaktadır. Firma tarafından muafiyet talep edilen vergi tutarının vergi otoritelerine ödendiğine; diğer bir ifadeyle “hükümet gelirlerinden vazgeçilmediğine veya bu gelirlerin tahsil edildiğine” dair herhangi bir bilgi ve belgenin de sunulmamış olduğu göz önüne alındığında faydanın miktarının kesinlik kazanmaması nedeniyle faydanın doğmamış olduğu iddiası kabul edilebilir bulunmamıştır. Faydanın doğduğu gerek kanun hükmünden gerekse SRF firmasının muafiyet talebinden açık bir şekilde ortadadır. Faydanın doğmuş olduğu tespiti sabitken elde edilen faydaya ilişkin olarak bir değerlendirme yapılmaması söz konusu değildir. Bu değerlendirme yapılırken fayda miktarının belirlenmesinde firmanın muafiyet talebinde kullanılan hesaplamaların en makul yöntem olduğu kabul edilerek hesaplama buna göre yapılmıştır. Dolayısıyla nihai bildirim sonrasında konuya ilişkin olarak dile getirilen itirazlar kabul edilmemiştir.
(18) Yukarıda açıklandığı şekilde ayrı ayrı hesaplanan sübvansiyon oranları toplandığında SRF firması için ÖEB programı kapsamındaki toplam sübvansiyon oranı %4.11 olarak tespit edilmiştir.
İşbirliğine gelmeyen firmaların durumu