Madde 10 — Vergi hibesi ve vergi iadesi programları
MADDE 10 - (1)Vergi iadesi ve vergi hibesi uygulamalarının yasal dayanağı Hindistan Hükümeti tarafından hazırlanan İİPB ile PEK belgesinin 4 üncü bölümleridir.
(2) İlgili mevzuatın ÖLP programı ile birlikte “vergi yetkisi hesap programı” ve “vergi iadesi programı”nı birlikte içerdiği; bununla beraber “vergi yetkisi hesap programı”nın 1/10/2011 tarihinden sonraki ihracat işlemleri için yürürlükten kaldırıldığı anlaşılmaktadır.
(3) Hindistan Hükümeti tarafından sunulan yanıtlarda vergi iadesi programının vergi yetkisi hesap programının muadili olmadığını ve bu programların birbirlerini ikame etmediğini ifade etmiş, vergi iadesi programına ilişkin detaylı bilginin Gümrük El Kitabında yer aldığını belirtmiştir.
(4) Söz konusu dokümanda, vergi iadesi programının amacının ihraç edilen ürünlerin üretiminde kullanılan vergilendirilebilir nitelikteki hizmetler ve ithal girdiler için doğan vergi veya yükümlülüklerin iadesi olduğu ifade edilmektedir. Bu itibarla vergi iadesinin “Tüm Sektör Oranı” (All Industry Rate-TSO) ve “Marka Oranı” (Brand Rate) olmak üzere iki türü olduğu ve tüm ihracatçılar tarafından kullanılabildiği belirtilmektedir.
(5) TSO, belirli ihraç ürünleri için doğan tüketim ve gümrük vergileri ile hizmet vergisinin ortalama miktar ve değeri üzerinden bir ortalama oran tespit edilip uygulanmasını ifade etmektedir. Tüm sektör oranları belirli ürünler için her yıl Hükümet tarafından belirlenmekte ve ilan edilmektedir. TSO tespiti yapılmamış olan ürün tipleri için ise “marka oran” tespiti yapılmaktadır.
(6) TSO her yıl çok sayıda ürün için Hükümet tarafından Gümrükler, Merkezi Tüketim Vergileri ve Hizmet Vergileri verilerinden ihraç ürünleri için ortalamaların tespit edilmesiyle belirlenmektedir. Bu süreçte, -ithal veya yerli- kullanılan girdilerin ortalama fiyatları, tüketim/fire oranları, uygulanan vergi oranları ve ihraç edilen ürünlerin ortalama FOB fiyatları gibi veriler dikkate alınmaktadır. Yapılan çalışmalar neticesinde TSO belirli ürünler için FOB değerin belirli bir yüzdesi olarak sabitlenmektedir.
(7) TSO tespiti yapılmayan ürünler ile tespit edilen TSO’nun kendi ürünleri için yetersiz olduğunu iddia eden ihracatçılar kendileri için münferit bir oranın belirlenmesini talep edebilmektedir. Marka oran tespitinde ihracatçının hangi girdiyi ne kadar kullandığını ve bu amaçla ne kadar vergi ödediğini tevsik etmesi beklenmektedir.
(8) Gerek üretici/ihracatçılar tarafından sunulan belgelerden gerekse Hindistan’ın ilgili mevzuatının incelenmesinden bahse konu programdan yararlanmak için ithal girdi kullanma zorunluluğunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yerli girdi kullanılarak üretilen ve ihraç edilen nihai ürüne karşılık olarak da bu programdan yararlanmak mümkün görünmektedir. Öte yandan, verilen vergi iadeleri, ihraç edilen ürün içerisinde kullanıldığı varsayılan girdi miktarına göre değil, ihracatın değerine göre belirli bir oranda verilmektedir. Bu itibarla, ihraç edilen ürün için fiilen gerçekleşmiş olan vergi yükü dikkate alınmamaktadır.
(9) Bu veriler ışığında, programın makul bir vergi iadesi mekanizması olarak değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir.
(10) Yapılan inceleme çerçevesinde;
a) Programın Hindistan Hükümeti tarafından vergi gelirinden feragat edilmesi sonucunu doğurduğu;
b) Vergi iadesinden yararlanan firmanın ihracat yapmak dışında herhangi bir mükellefiyet altına girmeden karşılıksız bir kaynağa erişiminin söz konusu olduğu;
c) Programdan yararlanan firmaların ithalat işlemleri sırasında ödemeleri gereken vergilerden muaf tutulmasının bu firmalar için likidite artırıcı bir etkiye yol açarak bir fayda yarattığı ve Anlaşmanın 1.1 maddesi ile İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 12 nci maddesi çerçevesinde Hindistan Hükümetince verilen ve programdan yararlananlara fayda sağlayan bir mali katkı teşkil etmesi nedeniyle sübvansiyon olduğu sonucuna varılmıştır.
(11) Programı düzenleyen mevzuat incelendiğinde, programın uygulanmasının ihracat performansına bağlı olduğunun görüldüğü, bu bağlamda Anlaşmanın 3.1 maddesi hükmünce programın ihracat sübvansiyonu olduğu ve yine Anlaşmanın 2.3 maddesi çerçevesinde özgül bir sübvansiyon olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
(12) Vergi iadesi programının yürürlükten kaldırılan vergi yetkisi hesap programı ile uygulama, faydanın tespiti, yararlanma koşulları açısından büyük benzerlik taşıdığı görülmüştür.
(13) Bu bulgu ve değerlendirmeler çerçevesinde, vergi yetkisi hesap programının önlem alınabilir nitelikte olduğuna ilişkin olarak esas soruşturmada yapılmış olan tespitlerin vergi iadesi programı için de geçerli olduğu düşünülmektedir.
Sermaye malları ithalatı teşvik programı