Madde 21 — Diğer unsurların etkisi
MADDE 21- (1) Yönetmeliğin 17 nci maddesi hükümleri uyarınca, soruşturma konusu ülke menşeli dampingli ithalattaki gelişim ile söz konusu ithalatın fiyatlarının yerli üretim dalı üzerindeki etkisinin yanı sıra zarara yol açabilecek nihai bildirim sonrasında ilgili taraflarca ileri sürülen diğer unsurlar incelenmiş olup, buna ilişkin değerlendirmeler aşağıda maruzdur:
(2) Yerli üretim dalının piyasa payındaki azalmanın dampingli ithalattan değil, ülke üretim kapasitesinin hızla artan talebi karşılamada yetersiz kalmasından kaynaklandığı iddiası:
Piyasa payındaki azalmanın mezkur nedenden kaynaklanması için şüphesiz bir kapasite darboğazı yaşanması gerekmektedir ki, zarar inceleme dönemi boyunca yerli üretim dalı kapasitesinde bir darboğaz bulunmadığı görülmüştür. Bu çerçevede, piyasa payındaki azalmanın doğrudan dampingli ithalattan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, üçüncü ülkelerden ithalat artışının ÇHC’den ithalat artışından daha düşük düzeyde gerçekleşmesi, ÇHC’nin pazar payını yalnız yerli üretim dalı değil, aynı zamanda üçüncü ülkeler aleyhine de artırdığını göstermektedir.
(3) Zarar inceleme döneminde yurtiçi satış fiyatının 100’den 54’e, birim üretim maliyetinin ise 100’den 57’ye gerilediği, bu itibarla kârlılıkta olumsuzluk yaratan, maliyetlere nazaran daha yüksek orandaki fiyat düşüşünün ancak %3 nispetinde olduğu, bunun ise yüksek oranlı yatırımlar neticesinde 100’den 423’e çıkan amortismanlardan kaynaklandığı, amortismanların dışarıda bırakılması durumunda yerli üretim dalı kârlılığının azalmadığı, tersine arttığının görüleceği, bu itibarla birim kârlılıktaki azalmanın dampingli ithalata atfedilemeyeceği iddiası:
Nihai bildirim sonrasında firma temsilcileriyle yapılan dinleme toplantısında da izah edildiği üzere, öncelikle maliyetlere nazaran fiyat düşüşünün ancak %3 nispetinde olduğu şeklindeki hesabın matematiksel olarak doğru olmadığı açıktır. Öte yandan, amortismanlardaki belirtilen artış mutlak değerler olarak ifade edilmekte olup, birim üretime düşen amortisman değerleri incelenmeden amortismanların birim maliyetler üzerinde yıllar itibariyle artırıcı etki yarattığı sonucunu çıkarmak da mümkün değildir. Nitekim 100’den 423’e çıkan amortismanlara nazaran, aynı dönemde üretim miktarının 100’den 482’ye çıkması nedeniyle birim ürüne düşen amortisman değerinin 2002-2004 arasında düşüş kaydettiği, bu nedenle amortisman giderlerindeki trendin, iddianın aksine kârlılıktaki düşüşü açıklayan bir unsur niteliğinde olmadığı görülmüştür.
(4) TL’nin zarar inceleme döneminde değer kazanmasının yarattığı etkinin incelenmesi ve zarar üzerindeki etkisinin ayrıştırılması gerektiği iddiası:
Zarar incelemesi yerli üretim dalının yurtiçi soruşturma konusu ürün operasyonu baz alınarak yapılmış olup, bu şekilde yerli üretim dalının ihraç fiyatlarında yerli para biriminin değer kazanmasının yaratacağı düşüşler halihazırda zaten ayrıştırılmış bulunmaktadır. Öte yandan, yerli üretim dalının yurtiçi operasyonu için yapılan bir incelemede sağlıklı sonuçlara varılabilmesi için incelemenin (gerçel) TL değerler üzerinden yapılması kaçınılmazdır. Gerçel TL değerler yerine ABD doları değerler üzerinden yapılacak bir değerlendirme, milli para biriminin değer kaybettiği bir ortamda gerçekte var olmayan dampingli ithalattan kaynaklanan zararın nasıl varmış gibi görülmesine neden olabilecekse, milli para biriminin değer kazandığı bir ortamda yapılacak değerlendirme de dampingli ithalatın etkisinin doğru olarak tespitini şüphesiz aynı şekilde güçleştirebilecektir.
Diğer taraftan, belirtilen dönemde TL’nin değer kazanması, önemli oranda ithal girdi kullanan yerli üretim dalının maliyetlerinde olumsuz etki bir tarafa büyük ölçüde olumlu etki yaratmıştır. Maliyetlere nazaran fiyatlarda söz konusu etkiye rağmen ortaya çıkan daha yüksek oranlı yıpranmanın, yüksek oranlı fiyat kırılması içeren ve piyasa payını hızla artıran dampingli ithalattan kaynaklandığı sabittir. Yine yerli üretim dalının önemli oranda döviz üzerinden finansman sağlıyor olması, TL’nin değer kazanmasının firmanın mali yapısında gerçekleştirdiği bir başka olumlu unsur olarak ortaya çıkmaktadır.
(5) Hacmi büyük bir hızla gelişen bir piyasada birim kârlılığın düşmesinin normal bir gelişme olduğu, ayrıca birim kârlılık üzerine odaklanmanın yanıltıcı olacağı:
Yukarıda belirtildiği üzere, kârlılıkta ciddi oranda düşüş yaratan, maliyetlere nazaran fiyatlardaki daha yüksek oranlı yıpranmanın, yüksek oranlı fiyat kırılması (bastırılması) içeren ve piyasa payını hızla artıran dampingli ithalattan kaynaklandığı açıktır. Bu koşullarda iddianın geçerliliği bulunmamaktadır.
(6) Kalite, pazarlama kanalları, tüketici algılaması ve tercihleri açısından yerli üretim ile dampingli ithalatın doğrudan rakip olmadığı, yerli üretici markasını taşıyan ürünü almak isteyen bir tüketicinin, dampingli ithalatı tercih etmeyeceği iddiası:
İddianın aksine yerli üretim dalı tek bir pazarlama kanalıyla değil farklı dağıtım ağları yoluyla faaliyet göstermekte olup, bizatihi iddia sahibi ilgili tarafça da farklı pazar segmentlerine dönük nitelik ve özelliklerde ürün arzının gerçekleştirildiği belirlenmiştir. Öte yandan, marka ve kalite imajı açısından beyaz eşya sektöründe global markalı, bilinen ürünlerin de ÇHC’de üretilerek ülkemize ithal edilmekte olduğu bilinmektedir. Soruşturma sırasında bizzat iddia sahibi ilgili taraf da dahil olmak üzere, reklam, tanıtım ve satış sonrası hizmetlerde kullanılması amacıyla ÇHC’li üretici/ihracatçılarca ithalatçılara önemli miktarda finansal kaynaklar sağlandığı ayrı bir tespit olarak ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda iddianın hükümsüz olduğu değerlendirilmiştir.
(7) Olası önlemin rekabeti büyük ölçüde engelleyeceği, yerli üreticilerin duopol oluşturarak tekel rantı elde edecekleri:
Soruşturma konusu ürün ithalatı kısıtlamaya tabi tutulmamakta olup, uygulanan gümrük vergileri de bir çok ülke için %0, diğer ülkeler için ise yalnız %2,7 gibi düşük bir oran düzeyindedir. Diğer taraftan yurtiçinde birden çok (halihazırda üç) üretici bulunmakta olup, üretici sayısında önümüzdeki dönemde artış yaşanması beklenmektedir.
(8) Sonuç olarak, yukarıda belirtilen iddia ve değerlendirmeler çerçevesinde, bahse konu hususların, dampingli ithalat ile yerli üretim dalı üzerindeki zarar arasında mevcut olan illiyet bağını ortadan kaldırmadığı sonucuna varılmıştır.