Madde 10 — Değerlendirme
MADDE 10 – (1) Güney Kore’nin yurt içi piyasasında önleme konu maddelerin kullanıcılarının taleplerinin yetersiz olduğu ve Güney Kore’li üretici/ihracatçıların ekonomik koşullarda üretimlerini sürdürebilmeleri için ihracat yapmalarının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır. Hali hazırda ihracat ağırlıklı olarak faaliyet gösteren Güney Koreli üretici/ihracatçıların başta en önemli pazarları olan ÇHC’ye yönelik satışlarının düştüğü ve diğer ülkelere yönelik satışlarında da artan rekabet nedeniyle sıkıntı yaşadıkları göz önüne alınarak, ülkede ciddi bir atıl kapasitenin bulunduğu ve önlemin yürürlükten kalkması halinde Türkiye’ye yönlendirilebilecek ciddi bir üretim kapasitesinin bulunduğu düşünülmektedir.
(2) Öte yandan, mevcut kapasite fazlalığına dış piyasalarda oluşan fiyat rekabeti de eklendiğinde önlemin kalkması durumunda Güney Koreli üretici-ihracatçıların Türkiye’ye dampingli fiyatlardan mal ihracatını artırması muhtemel görünmektedir.
(3) ÇHC ile ilgili olarak, bahse konu ülkenin dünya üretiminde önemli bir paya ve ciddi bir üretim kapasitesine sahip olduğu, gözden geçirme döneminde ÇHC’de kurulu kapasitenin önemli oranda arttığı, dokuma endüstrisinde hızla devam eden yatırımların ihracat kapasitesini de arttırdığı ve önlemin yürürlükten kalkması durumunda Türkiye’ye yönlendirilebilecek önemli bir kapasitenin bulunduğu değerlendirilmektedir.
(4) Bunların yanı sıra, bahse konu ülkeye karşı aynı ürün grubunda diğer ülkelerce de dampinge karşı önlemlerin uygulanmakta olduğu ve ÇHC’de yerleşik üretici/ihracatçıların ciddi düzeydeki dampinge karşı önlemin yürürlükte bulunmasına rağmen işbirliğine gelmedikleri de göz önüne alındığında, önlemin yürürlükten kalkması halinde bu ülkeden dampingli ithalatın devamının veya tekrarının muhtemel olduğu düşünülmektedir.
(5) Tayland’ın soruşturma konusu ürünün üretiminde ciddi bir üretim kapasitesine sahip olduğu ve Taylandlı firmaların ihracat ağırlıklı olarak çalıştıkları, buna karşılık gözden geçirme dönemini de içeren 2002-2006 yılları arasında ihracatın miktar bazında düştüğü de göz önüne alındığında sektörde ciddi bir atıl kapasitenin bulunduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla, önlemin yokluğunda Türkiye’ye yönlendirilebilecek ciddi bir üretim kapasitesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
(6) Çin Tayvanı’nın soruşturma konusu ürün üretimine yönelik yatırımları hızla devam ettiği ve bahse konu ülkede hali hazırda ciddi bir üretim kapasitesinin bulunduğu, devam eden yatırımlara karşılık ihracat miktarındaki gerilemenin ülkede ciddi bir atıl kapasite yaratabileceği düşünülmektedir. Nitekim ülkedeki üreticilerin iç talebe göre daha fazla üretim kapasitesine sahip olmaları nedeniyle ihracata bağımlı olarak faaliyet gösterdikleri, bu durumun ihracattaki azalma sonucunda atıl kapasiteyi arttıracağı değerlendirilmektedir. Çin Tayvanı’nın toplam ihracatındaki azalma ile birlikte kapasite kullanım oranını etkin bir seviyede tutma sorunuyla karşılaşmasının muhtemel olması nedeniyle, ham madde fiyatlarının sabit kalması durumunda bu ülkenin pazar payını arttırabilmek ve mevcut pazar payını koruyabilmek adına fiyatlarını arttırma kabiliyetinin zayıflayacağı düşünülmektedir. Bu belirlemeler ışığında, bu ülkeden dampingli ithalatın devamının veya tekrarının muhtemel olduğu değerlendirilmektedir.
(7) Söz konusu ülkedeki üretici/ihracatçıların ciddi düzeylerdeki dampinge karşı önleme rağmen işbirliğine gelmemiş olduğu da göz önüne alındığında önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingli ithalatın devamının veya tekrarının muhtemel olduğu değerlendirilmektedir.
(8) Önleme konu son ülke olan Malezya’da sentetik filamentten mensucat üretiminde kullanılan kurulu kapasitede son dönemde bir değişiklik yaşanmadığı, buna karşılık özellikle sektörün ihracat ağırlıklı faaliyet göstermesi ve dış pazarlardaki artan rekabet nedeniyle kapasite kullanım oranlarının düştüğü anlaşılmaktadır. Bu durum, bahse konu ülkede Türkiye’ye yönlendirilebilecek ciddi bir üretim kapasitesinin bulunduğuna işaret etmektedir.
(9) Tüm bu tespit ve değerlendirmeler ışığında, önlem konusu tüm ülkelerin Türkiye’ye yönlendirebilecekleri ciddi üretim kapasitelerinin bulunduğu, bahse konu ülkelerin kapasite fazlası ve bundan kaynaklanan yoğun rekabet nedeniyle fiyat arttırmada zorlandıkları, Türkiye pazarının bu ülkeler için önemli olduğu, ithalatçıların temel güdüsünün fiyatların uygunluğu olduğu, önlemin yürürlükten kalkması durumunda üretici ihracatçı firmaların önlemin yokluğundaki davranışlarının en iyi yansıtacak olan esas soruşturmadaki damping marjlarının önemli oranda olduğu da dikkate alındığında, önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu ve Malezya özelinde dampingli ithalatın artarak devam ettiği belirlenmiştir.
(10) Hualon firması nihai bildirime verdiği yanıtta, nihai bildirimde dampingli ithalatın daha da artarak devam ettiği yönünde bir değerlendirmede bulunulduğunu ifade ederek kendilerinin en düşük damping marjına tabi olmaları nedeniyle ihracatlarında küçük bir artış olmasının doğal kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
(11) Bununla beraber, nihai bildirime ekli olarak gönderilen ithalat istatistikleri incelendiğinde Malezya menşeli ithalatın 2002-2006 yılları arasında %197 oranında artış gösterdiği görülmektedir. Hualon firmasının nihai bildirime ilişkin yanıtında öne sürdüğü üzere firmanın soruşturma konusu üründe Malezya’daki tek ihracatçı olduğu göz önüne alındığında, ithalattaki bu artış oranının damping önleminin düşük olmasından kaynaklanan küçük bir artış olmadığı değerlendirilmektedir.
(12) Firma nihai bildirime ilişkin yanıtında ayrıca, şirket yönetiminin bankalarca üstlenilmesinden itibaren yeni bir pazarlama ve satış stratejisinin belirlendiğini ve bu andan itibaren fiyatların artış gösterdiğini ifade etmiştir. Hualon firması, bu noktadan hareketle Türkiye’ye yapılan satışlardaki ihraç fiyatlarının daha da arttığını ve gerek yurt içi piyasadaki gerekse üçüncü ülkelere yapılan ihracattaki birim fiyatların üzerinde olduğunu bu nedenle de damping marjının var olamayacağını öne sürmüştür.
13) Bununla beraber, daha sonra da ifade edileceği gibi şirket yönetiminin banka borçları nedeniyle kayyum idaresine devredilmesi 30/11/2006 tarihinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla firmanın bu iddiaları, şirket yönetiminin kayyuma devredilmesi öncesindeki dönemi kapsayan gözden geçirme dönemine ilişkin değerlendirmeleri etkilememektedir. Firmanın ayrıca, satış ve pazarlama stratejisindeki değişiklikle ilgili olarak şirket yönetiminin devir tarihini vermesi, bu tarihten önceki uygulamalar hakkında soru işaretleri doğurmuştur. Soruşturma konusu ürünün birim fiyatlarının bu tarihten itibaren yükseldiği iddiası bu tarih öncesindeki ihracatın dampingli fiyatlarla yapılmış olabileceğine işaret etmektedir.
(14) Öte yandan, yukarıda da ifade edildiği üzere bu soruşturma için geçerli gözden geçirme dönemi sadece 2004-2006 yıllarını kapsamakta, tüm değerlendirmeler bu dönem verileri göz önüne alınarak yapılmaktadır. Dolayısıyla, soruşturma dönemi dışında yer alan gelişmelerle ilgili olarak bir değerlendirme yapılması söz konusu değildir.